Oyun Deneyimini Farklı Boyuta Taşı! Oyun Deneyimini Farklı Boyuta Taşı!
Bazı oyunlar var ki onları tek başınıza değil leb demeden leblebi diyebilen arkadaşlarınız ile oynadığınız zaman zevkli oluyor. Sizi Tek kişilik oyun deneyiminden sıyrılıp... Oyun Deneyimini Farklı Boyuta Taşı!

Beni biliyorsunuz, en sevdiğim oyunlar ağırlıkla içinde co-op ya da multiplayer bulunduran oyunlar oluyor. Bunun sebebi öyle çok da kozmik değil. Arkadaşlar ile oyun oynamayı seviyorum. Ancak arkadaşlar ile aynı takımda aynı amaç için mücadele ediyorsam daha da seviyorum yani “gel la gel vs” muhabbeti değil. Omuz omuza, sırt sırta, çılgıncasına, oyunu en zor seviye ayara çekip mücadele etmece!

Bazen sosyal medya ya da bizim inceleme videoları vs altında “ulan sen de her oyunu seviyorsun” diyenler oluyor. Her oyunu değil ama evet demin de dediğim gibi co-op varsa seviyorum. Çünkü eğleniyorum abi olay aslında bu kadar basit. Ha tabii bu demek değil ki oynadığım her co-op oyundan büyük keyif alıyorum/alıyoruz. Tabii ki öyle bir durum yok bazen biz de “bu ne lan?” diyip bir saat sonra kapatıyoruz.

Ancak bazı oyunlar var ki cidden bir ya da birden fazla arkadaşınızla birlikte oynadığınız zaman, tek başınıza sizi en fazla bir saat oyunda tutabilecekken 100+ saat gömmemize sebep oluyor. Evet şimdi size o oyunlarımdan bir kaç tanesini yazacağım. Ve eminim “çöp lan bu oyun” dediğiniz oyunları oynadığımı fark edeceksiniz. 🙂

İlk olarak tabii ki Ghost Recon Wildlands ile başlamak gerekiyor. Ama dedim ben başta “çöp lan bu oyun” dediğiniz oyunlar var diye. 🙂  Uplay’i açıp şöyle bir bakınca görüyorum ki co-op’ta 150+ saat üzeri oynamışım arkadaşlarım ile birlikte. İster iki ister üç ya da dört kişi olalım bu oyun her türlü bir şekilde bizi eğlendirmeyi başarıyor. Her seferinde temelde aynı işi yapıyor olsak da eğleniyoruz, kendimize engel olamıyoruz. Özellikle her bir oyuncunun kendine belirlediği bir rol olduğu için daha çok eğlendiğimizi düşünüyorum. Örneğin ben Sniper oynuyorum Sniper olarak amacın sadece düşmanı uzaktan vurmak değil, düşman bölgesinde ilerleyen arkadaşlarıma da bolca info vermek, her ne kadar düşmanları işaretleyebiliyor olsak da o aksiyon esnasında sıcak bölgedeki oyuncu her zaman için o işaretleri takip edemiyor ve birisinin onu uyarması gerekiyor. İşte o noktada ben devreye giriyorum ve onu koruyor, uyarıyorum. Helikopter kullanımı da tamamen benim sorumluluğumda mesela. Araçla takip yapılan görevlerde ise yine sürücü ben oluyorum. Takımda herkesin kendisine belirlediği bu roller ile oyun hem daha akıcı hem de daha keyifli oluyor. Yani SMG/Silencer kullanan arkadaşım o duvarın kenarını dönerken biliyor ki Sniper ile ben onun koruyorum ve daha düşmanla burun buruna gelmeden yolunu temizliyorum.

Bu oyunun birde PvP kısmı eklendi biliyorsunuz daha oraya tam olarak dalmadık zaman zaman girip casual takılıyoruz ısınmak açısından ama yakındır bir kaç gündür tartışıyoruz Ranked dalmaya başlasak mı diye. Co-Op kısmında bile bu kadar düzenli oynayan bir ekip olarak sanıyoruz ki PvP kısmında da oldukça eğlenebilir ve başarılı olabiliriz. Hatta şuradan benim youtube kanalı (arada bir güncel videolar gelmeye devam Wildlands’e) üzerinden Wildlands videolarına bakarsanız tahmin ediyorum ki kafanızda canlanacaktır ne kadar eğlendiğimiz ve yeri geldiğinde ne kadar çok sinirlendiğimiz. Yoksa neden 150+ saat oynayasın ki bir oyunu 🙂

Bir sonraki oyun yine Ubi üzerinden geliyor ve tabii ki Rainbow Six: Siege, R6’in bende yeri çok ayrı, gerçekten. 1998’de ilk R6‘i satın aldığımız ve günlerce azıcık uyku ile oyunu bitirmek için deliler gibi oynadığımızı hatırlıyorum. Sonradan mevzuya ayılıp “abi kitapları varmış” diyip bir koşu, bir şekilde kitapları edinip okumuştuk. Şimdilerde de pek bir şey değişmedi yani en azından büyük keyifle oynadığımız kısmı değişmedi. Her ne kadar oyun o single player modundan çıkıp kendini tamamen multiplayer üzerine vermiş olsa da. R6: Siege’e de 300 saat kadar gömmüşüm ve inanın bu 300 saatin en fazla 20-30 saati tek başıma girip oynadığım süredir.

Ubi’den sıyrılalım biraz tamam. Sırada yeni oyunlardan Escape From Tarkov var. Tarkov kaç saat oynadım bilmiyorum ama bu oyunda öyle tek başıma girip eğlendiğim oyunlardan değil, en azından benim için değil. Biliyorum ki solo takılmayı seven de çok bu oyunda. Ancak şöyle 2-5 kişi dalınca oyunun havası cidden değişiyor. Tarkov’u az çok takip ettiyseniz zaten oyuna hakimsiniz ne demek istediğimi anladınız diye düşünüyorum. Ha Tarkov’u biraz anlat derseniz bizim Mehmet’in videosunu şuradan bir izleyin derim, kısaca özetleyip anlattığı güzel bir ilk bakış videosu.

Tekrar Ubi ile devam ediyoruz. Artık çok sık oynamıyor olsak da The Division‘a da 200 saat ayırmışım. 200 diyorum ki ben arkadaşlarım arasında en erken “tamam abi yeter, iyice bozdular oyunu” diyip bırakan kişiyim. 500+ saat gömen var ekipte. Yine R6 gibi bu oyunda da tek başıma oynadığım süre oldukça az, ben diyeyim 10 siz diyin 15 saat, daha fazla değildir. Ancak artık o 500+ saat gömen arkadaşlarım da dahil olmak üzere oyunu pek sık oynamıyoruz, ama bu oyunu sevmediğimizden değil. Ubi’nin en sancılı oyunlarından birisi olmasından kaynaklıydı. Hepimiz oyunun yaşadığı sorunları biliyoruz burada tekrar tekrar yazmaya gerek yok. Çok güzel bir konsept içerik ve gameplay mekaniğine sahip olan Division’ın belini tam olarak doğrultamadılar. Ara sıra güzel yamalar geliyor, içerikler güncelleniyor ancak oynama süremiz en fazla 3-5 gün oluyor. Maalesef. Ancak arkadaşlar ile oynayınca zevkli olduğu gerçeği değişmiyor.

Rocket League. Abi bakın ben bu oyuna ilk çıktığında “lan git olm arabalar top peşinde koşuyor, ne kadar eğlenebirsin ki. İki aya biter bu, zaten bana göre de değil oynamam” dedim. Oynuyorum. Ulan çok zevkliymiş be! Ama ben yine bu oyuna da solo girmiyorum, arkadaşlar ile oynayınca kesinlikle zevki beş kat artıyor bana kalırsa. 

Çok da eski oyunlara gitmek istemiyorum aslında, yoksa bu liste zaten bitmez, ancak yine de kısaca ayıla bayıla co-op oynadığın bir kaç oyunu daha say derseniz CoD:MW serisi, Splinter Cell (Conviction/Blacklist), Payday, Chivalry, Dark Souls. Company of Heroes, Castle Crashers, Dying Light, Fallout Tactics, Helldivers, Magicka, Portal 2, Trine gibi bir çok oyunu sayabilirim, uzun-uzun gider bu liste.

Özetle benim sürekli fark ettiğim ve dile getirmeye çalıştığım bir konu co-op ile bir oyundan daha fazla keyif alınabilir, tek başına oynanan oyun deneyiminden çok daha farklı ve kaliteli bir deneyim elde edebilir oluşu. Gerçekten durup “olm bu oyun aslında ne kadar eğlenceliymiş” diyebilirsiniz. Sevdiğiniz, ya da gerçekten sevmediğiniz oyunları bir de co-op deneyin, biraz zaman ayırın, arkadaşlarınız ile koordine olmayı başardığınız, aynı telden çalmaya başladığınız zaman daha çok keyif aldığınızı fark edeceksiniz.

Ha şu da var co-op için davet ettiğiniz arkadaşınızın işi gücü trollük yapmaksa oynadığınız oyunu yine sıkıcı hale getirebilir. Hani bir düşünün dedim ya Wildands’te ben Sniper oynuyorum vs, arkadaşınız sürekli olarak gereksiz zamanda, özensiz şekilde saha sola sıkıyor ve görev sürekli ya başarısız oluyor ya da sürekli olarak düşmanlar alarm durumundalar, size koşup koşup sizi vuruyorlar. Özetle co-op oynamak için seçilen arkadaş oyun zevkini zehir de edebilir vezir de.

Yazımı bitirmeden bir de büyük hevesle beklediğim bir oyunu söylemem gerekiyor. Crytek’in şu sıralar Erken Erişime çıkmış olan Hunt: Showdown oyunu. Eğer Supernatural öğeler içeren oyunları seviyorsanız direkt olarak Co-Op üzerine kurulu bu oyundan büyük keyif alabilirsiniz, üstelik hem PvE hem PvP olarak harmanlanmış durumda. Şöyle bir araştırın, bakın derim. Oldukça başarılı olacak gibi duruyor ama bakalım ilerleyen günlerde görüp inceleriz elbet 🙂



Sonat Samir

Herşey 1993 senesinde arcade salonunu keşfetmesi ile başladı. Daha sonra eve giren Atari 2600 ile işlerin boyutu çok değişti. Video oyunları artık hayatının vazgeçilmez bir parçası. FRP hobisi ise hayatında ayrı bir öneme sahip.