Assassin’s Creed IV: Black Flag İncelemesi Assassin’s Creed IV: Black Flag İncelemesi
  Bulacağın cehennem kendi marifetin olsun. -Julien du Casse İnsanların kaderi belirlenmiş midir yoksa yaptıklarıyla mı şekillenir? Peki ya insanlığın kaderi? Bana öyle geliyor ki,... Assassin’s Creed IV: Black Flag İncelemesi

 

fragtist_ac4_app-1

Picture 1 of 12

Bulacağın cehennem kendi marifetin olsun. -Julien du Casse

İnsanların kaderi belirlenmiş midir yoksa yaptıklarıyla mı şekillenir? Peki ya insanlığın kaderi? Bana öyle geliyor ki, Assassin’s Creed serisinin irdelediği ana noktalardan birisi bu. Templarlar var, insanlığı kontrol altına almak istiyorlar. Onların karşısında assassinler var, insanlığın kaderini kendisinin çizmesi gerektiğini düşünüyorlar. Tabii burada bir paradoks ortaya çıkıyor: Assassinler de “ne olmayacağını” söyleyerek, yine bir şekilde bu kadere müdahale etmiş olmuyorlar mı? Bu paradoks Assassinleri durdurmuyor tabii, beş oyundur gördüğümüz gibi, insanlık bu iki nizamın davranışlarıyla bir sağa bir sola savruluyor. Biz de Assassin karakterlerimizle bu mücadeleye tanık oluyoruz. Tabii arada istemeden templarların işini yaptığımız oluyor, AC3 de bize güzel bir sürpriz yapıyordu oyunun ilk kısmında.

Peki ya diğer insanlar? “Suikastçi” veya “Tapınak Şövalyesi” olmayanlar ne yapıyorlar? Peki ya bu “sıradan” insanlar, kendilerini kocaman komplo teorilerinde bulurlarsa naparlar? Kendini ulvileştirmiş bu gruplardan hangisini seçeceklerdir? İşte Assassin’s Creed 4, konuya buradan yaklaşıyor ve taraflara çok kesin sınırlar çizmeden yaklaşıyor, bize cevaplamamızı beklediği sorular soruyor.

Devam etmeden önce küçük bir not: AC: Brotherhood’a kadar olan oyunları biraz geç oynamış ve hepsine bayılmıştım. Daha sonra Revelations ve ACIII?ü çıktıkları gibi aldım ama ikisi de birbirinden büyük hayalkırıklığı olmuştu. Herkesin bayıldığı deniz savaşlarını da beğenmemiş biri olarak AC4’e girerken büyük önyargılarım vardı. Tabii ki oyunu mümkünce tarafsız yazacaktım ama beğenmeyeceğime neredeyse emindim. Peki neler mi oldu? Buyrun yazının devamında anlatayım.

Bir küçük not daha: Sık sık geçen bir tartışma var. “Nasıl suikastçiysek herkesin ortasında savaşa girip duruyoruz” diye. Unutmamak lâzım ki, Assassin ve Templar isimleri 1100lü yıllarda bu organizasyonların göz önüne çıktığı dönemden kalma isimler. Gelenekleri bir şekilde devam ettirseler de, o dönem kelimenin tam anlamıyla suikastçi ve tapınak askerleri olan gruplar, daha sonra değişime uğruyorlar. Dolayısıyla tam anlamıyla suikastçi değiliz 2. oyundan itibaren.

Tamam, artık yazıya devam ediyorum! Ne diyorduk? Ah, evet, Assassin’s Creed, bu sefer bizi doğrudan bir suikastçi ya da templar gözüne sokmuyor…



Ekrem Atamer

Oyun oynamaya bir başlayıp bir daha bırakamamış, Blizzard ve Valve'ı fazlasıyla seven adam. Naber?