Bizce Star Wars The Force Awakens Neden İzlenmeli? Bizce Star Wars The Force Awakens Neden İzlenmeli?
Star Wars The Force Awakens hakkında merak ettikleriniz, spoilersız ve spoilerlı içeriklerin yanında, gözünüzden kaçmış olabilecek detayları yazdık! Bizce Star Wars The Force Awakens Neden İzlenmeli?

Buradan sonrası filmi izleyenler için gelsin.

Sonat Samir

Açıkçası giriş kısmını çok uzun tutmak istemiyorum. Zaten konumuz belli ve satırları dökmekte sabırsızlanıyorum. Nasıl yazsam bilemedim, kararım akışına bırakmak oldu. Ha bir de ben sinema eleştirmeni değilim, sadece aklımdakileri aktarmak istedim, bunu da şimdiden belirteyim.

Başlamadan da tekrar bir uyarı yapalım. Bu yazı Spoiler içeriyor.

Hemen, ilk olarak şunu belirtmem lazım. JJ’den o kadar korkuyorduk ki, ters köşe yaptı. Hepimizin bildiği üzere görsel efektler en az düzeyde kullanıldı. Bolca set kuruldu, maketler yapıldı. Bundan dolayı da film izlerken beni daha bir içine çekti, bunu rahatlıkla söylüyorum.

Filmde özellikle değinmek istediğim ve en çok hoşuma giden detaylardan bir tanesi de o eskimiş atmosferiydi. Evet yeni teknoloji bir çok öğe vardı yok değil. Ancak ilk üçlemedeki o eskimiş atmosfer sonradan izlediğimiz yeni üçlemedeki daha canlı atmosfer gibi değildi. Bu da gerçekten altıncı filmden sonrasını izlediğimi bana net bir şekilde yansıttı.

Biraz da karkterlere değinmek gerekiyor ve Finn ile başlamak istiyorum. Finn benim gerçekten çok beğendiğim bir karakter oldu. Daha önceki filmlerde görmediğimiz bir olaya şahit olduk. Bir Stormtrooper’ın öldüğü sahnede Finn’in silah arkadaşını kontrol etmesi ve ölürken Finn’in kaskı üzerine kanlı parmak izlerini bırakması oldukça değerli bir sahneydi benim gözümde. Ancak herkesin takıldığı noktalardan bir tanesi olan, Finn’in gereksiz diyaloglara girdiği sahneler beni de mutsuz etmedi değil, hemen örnek vermem gerekirse Captain Phasma’yı yakaladıkları sahnede ki “I’m in charge now!” muhabbeti. Diğer bir yandan ise karakterin ne kadar düz bir adam olması, sadece içinde bulunduğu kaostan kaçmak için uğraşıyor olması. Poe Dameron ile birlikte geçirdikleri bir kaç dakikalık koşturmaca içerisindeki o normal bir karakter oluşunun getirdiği heyecanlı tavırları bana çok keyif verdi. Sonrasında Rey ile tanışması ve sırf aşık olması nedeni ile sevdiği kızı kurtarabilmek adına yaptığı aptalca ama bir o kadar da benim gözümde doğal olan o yalan söyleme mevzusu gerçekten keyif vericiydi. Bu arada aşk demişken film boyunca Rey ve Finn bolca öpüşmediler, bu da beni çok ama çok sevindirdi. En azından serinin aşk hikayesi kısmı nerede olacak onu da görmüş olduk. Bir de en beğendiğim sahneleri Han Solo ile birlikte Starkiller’da geçen muhabbetleriydi (“I’m in charge now!” hariç). Han Solo’nun kaş, göz yaparak Rey’i işaret etmesi ancak Finn’in anlamaması güzeldi. Hatta çöp öğütücü mevzusu da yüzümü ekstra güldürdü. Ancak görüyorum ki benim sevdiğim kadar sevmeyenler de var olabilir pek tabii. Şunu belirtmem lazım önceki filmlerde bu kadar düz takoz bir karakter hatırlamıyorum. Sanırım herkes bu filmde her karakterin epik olmasını, vasıflı olmasını bekliyordu.

Captain Phasma, inanılmaz çabuk ve kolay harcandı. O kadar heyecanla beklediğim karakter koca filmde bir kaç dakika göründü. İki tane de dialog verilmiş. Sanırım Captain Phasma ile ilerleyen bölümlerde haşır neşir olacağız. Bu kadar kolay harcayacaklarını sanmıyorum.

Geleyim Poe Dameron‘a, yine ilgiç ve dikkat çeken karakterlerden bir tanesi. Başarılı bir pilot. Ancak hikayesi geri planda kalan bir karakter. Yine detaylarını merak ettiğim bir karakter. Sanıyorum ki Poe ile ilgili detayları da sonraki filmler ile alacağız.

Rey dedik, Rey hakkında da biraz çekiştirelim madem. Açıkçası karaktere acayip ısındım, koskoca 6 bölümlük film de adam akıllı bir hatun jedi ya da sith görememiştik. Rey bu açığı çok güzel dolduracak gibi görünüyor. Ayrıca Daisy Ridley inanılmaz güzel oynamış, korkarak baktığım bu oyuncu seçimi filmin sonunda “Oley be! Daisy be! diyerek sonuçlandı. 🙂 Ancak gel gelelim sıkıntılı kısımlara, Ray’in gelişimi inanılmaz hızlı oldu, eline kılıcı kaptığı gibi her ne kadar kötü kullandığı besbelli olsa da dövüşte Kylo Ren’e kafa tutması bana ayarsız göründü. Bence JJ burada ayarı pek tutturamamış malesef. Hatta kılıcı kaptığı gibi derken aynısı Finn için de geçerli. Rey’in Stormtrooper’a Mind Trick yaptığı sahne de oldukça başarılıydı, öncesinde Kylo’ya karşı koyduğunu gördüğümüz Rey o sahnede ilk iki denemede başarısız olsa da üçüncü de gücünü kontrol etmeyi başardı. Burada diyebiliriz ki eğitim almadan nasıl bu kadar hızlı şekilde uyguluyor, sanırım JJ sonraki filmlere sakladı neden soruların cevabını.

Fragtist-Star-Wars-The-Force-Awakens

Tabii ki Kylo Ren, herkesin söylediğini ben de söyleyeceğim. O maske erken çıktı. Çıktığı gibi de Kylo’nun ne kadar ergen bir adam olduğu ortaya çıktı. Ben Anakin tadı yakalım biraz. Aceleci, sinirli ve kibirli. Bu arada canımı sıkan bir detay daha var Supreme Leader Snoke’un aktardığına göre Kylo, Ren Şövalyeleri arasında en güçlü olan üye. Bunu Ray’in görüsünde de izledik zaten, haliyle kesinlik kazandı. Gel gelelim şöyle bir sıkıntı var Kylo bu kadar başarısızken nasıl oluyor da bu birliğin lideri konumuna geliyor? Tamam çok kuveetli, lazeri havada durduruyor, kaşısındakileri hareketsiz hale getirebiliyor vs. vs. ancak şu an için bizlere aktarılan başarısız olduğu yönünde. Kendi kendime acaba diyorum “Kylo Ren yerine bu birlik içerisinde bulunan başka bir Ren şövalyesi mi yükselecek ve onun yerini alacak?” Hepimiz yeni bir Vader beklerken karşımızda Kylo gibi bir karakter görünce biraz üzüldük. Bir diğer detayı burada atlarsam olmaz, o detay da tabii ki Kylo’nun meşur Lightsaber’ı. Onlarca tartışmalara sebep oldu falan ancak kullanılabilirliğini de göstermiş oldu. Açıkçası Kylo şu an çok havada kalmış durumda. İlerleyen filmlerde öğreneceğiz artık.

Ben de dahil bir çok kişinin savunduğu bir mevzu vardı. O da bu film, yeni nesil ve eski nesil arasındaki bağlantıyı sağlayacaktı. Aynen de öyle oldu. Eskiler dedik hemen Han Solo konusuna girelim. Kylo ve Han arasındaki köprü üzeri dialog. Sakız gibi uzayan bir sahnede öldürecek mi öldürmeyecek mi diye izleyicinin içini çeken. Kimi izleyicinin abi ben anlamıştım öldüreceğini dediği, kiminin ise abi ben kılıcı falan bırakıp Han ile dönecek sandım dediği bir sahne. Sürpriz yapılmak istenilmiş ama yeteri kadar duygusal olmamış bir sahneydi. Dediğim gibi sakız misali uzadı o sessizlik anı. Ancak bilemiyorum hangisi daha doğru olurdu; öldürmesi mi yoksa babası ile geriye dönmesi mi? Bu kısımda çok kararsız kaldım.

Yavaş yavaş sona yaklaşıyoruz ancak X-Wing, TIE Fighter savaş sahnelerinin çok güzel olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Özellikle o bir kaç saniyelik X-Wing birinci kişi görüşü ile baktığımız gelen roketten sıyrılma anı tüylerimi diken diken etti. Starkiller’a değineyim hemen yine eski filmlere göndermeler vardı. Dar koridorda kovalamacalar, Luke’un tasarım dönemimdeki soyadının henüz Skywalker değil Starkiller olmasına ve aynı zamadana Vader’ın gizli çırağı The Force Unleased ile karşımıza gelen Starkiller’a göndermeler ki yanlış hatırlamıyorsam o karakterin adı da zaten Luke’un tasarım dönemimdeki soyadına göndermeydi (yanlışım varsa düzeltirsiniz) oldukça keyifliydi. Starkiller demişken Domhnall Gleeson’ın canlandırdığı General Hux’un konuşma yaptığı sahne bence efsaneydi. Konu ile ne kadar alakalı olacak emin değilim ama bir bu sahne bir de bundan öncesinde Killzone 2’de Visari’nin yaptığı konuşma da böyle tüylerim diken diken olmuştu. Ayrıca çok kolay olduğunu düşündüğüm bir diğer nokta ise Death Star’dan çok daha büyük bir gezegenin (gezegen diyorum evet) bu kadar kolay yok edilebilmesi oldu. Han Solo’nun hologramda Starkiller ile Death Star arasındaki boyut farkını gördüğünde “Ne var olm sadece daha büyük” demesi boşa değilmiş 🙂 Neyse çok büyük dert etmedim bunu aslında. Ancak tek atışta birden fazla yıldızı yok ettikleri sahne de yine benim açımdan oldukça göz doldurucuydu.

Fragtist Star Wars

Luke, Luke’dan bahsetmeden olmaz. Luke ile bildiğiniz gibi filmin sonunda karşılaştık. Keşke bir iki cümle konuşsalardı Rey ile ancak hiç birşey konuşmamasına rağmen bunca sene sonra bile Mark Hamill’e baktığımda Luke’u net şekilde gördüm. Bu bile yeterliydi. Droidler konusuna hiç girmeme gerek yok eskisi gibiydi hepsi. Yeni droid BB-8 ise çok başarılı ve eğlenceli bir droid olmuş.

Bunlar dışında, Millenium Falcon’da Finn’in eline alıp yere attığı minik beyaz drone Luke’un Millenium Falcon’da çalışma yaptığı drone. Kara saplanan lightsaber gibi bir çok güzel detayı daha hatırlatmak isterim.

Ufaktan bitireyim artık. Özetle eski karakterler ile mutlu oldum, yenilere ısınmaya çalıştım. Kylo Ren çok acayip. Finn karakterini ben çok sevdim, sizi bilemiyorum 🙂 Rey zaten, benim için olmuş durumda. Sadece fazla hızlı gelişti olayları. Diyaloglar da bazen sıkıcı bazense çok keyifliydi. Bazı olaylar çok hızlı gelişti, üstün körü göründü. Filmde havada kalan çok şey var, bekleyip görmek dışında yapılabilecek tek şey sizinle aynı kafadaki insanlar ile bir araya gelip teori yapmak 🙂 Muhabbetini çevirmek. Abrams seriye güzel bir başlangıç yapmış durumda, yeni üçleme için de kapıyı olabildiğince güzel aralamış. Eğer eleştirilere kulak asarsa sonraki filmler çok daha güzel olacak diye düşünüyorum. Farkettiğiniz gibi ince ince tüm detaylara girmedim tabii ki, daha detaylı konuşmak isterseniz, sizin de görüşlerinizi bekliyoruz. Oradan bolca laflarız. Sonuç olarak çok, çok daha kötü bir film ile karşılaşabilirdik. Başkalarının sözlerine çok aldırmayın, izleyin kararınızı verin. Unutmayın herkes sevmek zorunda değil, sevmemek zorunda da değil saygı gösterin. Güç sizinle olsun.



Ceyda Doğan Karaş Editor in chief

86 doğumlu. Evli, mutlu, Tauren'li. Star Wars, Doctor Who, Yu-Gi-Oh ve Blizzard delisi. 93'ten beri video oyunlarıyla fazla uğraşıyor ve hayatı onların üzerine şekilleniyor. Korku, macera, psikoloji kitap ve animelerine bayılıyor. Koyu Beşiktaş taraftarı ve cosplay organizatörü. Ayrıca cosplay, vazgeçemediği hobilerinden sadece birisi.