Final Fantasy XV | Bu Kadar Beklediğimize Değdi mi? Final Fantasy XV | Bu Kadar Beklediğimize Değdi mi?
Final Fantasy XV'in çıkışı PC'ye gelişi falan derken tam bir ızdırap olmuştu bekleyenler için. Peki FFXV beklediğimiz gibi bir oyun mu, değdi mi bu... Final Fantasy XV | Bu Kadar Beklediğimize Değdi mi?

Hemen en baştan söylüyorum. Serinin büyük bir fanı değilim, ancak severek oynadığım serilerden bir tanesidir Final Fantasy serisi ve biliyorum, biliyorum sevgili okur. Millet oynadı bitirdi, yazdı çizdi ama bir sor neden bu kadar geç çıkarttın bu yazıyı diye. 🙂

Bu kadar geç çıkarttım çünkü yamaları beklemek istedim, şöyle bir kendine gelsin diye. Hem zaten uzun mu uzun bir zaman önce konsol tarafında çıkışını yapmış, üzerine yeteri kadar konuşulmuş, tartışılmış, anlatılmış bir oyun için açıkçası acele etmenin de biraz anlamsız olacağını düşünmüştüm. Neyse efendim ne demişler, geç olsun güç olmasın, başlıyoruz.

Oyun daha açılırken FF fanları ve yeni oyuncular için diyerek açılıyor. Böyle demesinin en büyük sebebi, artık tur bazlı bir dövüş sistemi içermiyor onun yerine gerçek zamanlı bir dövüş sistemi ile oynanıyor olması bana kalırsa. Açıkçası ben eski sistemi de seven bir oyuncu olmama rağmen bu yeni sistemin daha güzel olduğuna kanaat getirdim. Daha çok eğlendim.

Eğer oyunun hikayesine kendinizi adapte edebilmek, olan biten nedir iyice kavrayabilmek istiyorsanız Kings Glave ya da Türkçe adı ile Kral’ın Kılıcı isimli filmi izlemeniz gerekiyor. Oyunun açlış kısmı tam olarak filmin bittiği noktada başlıyor. Film oyunun ilk kısmı ile paralel olarak ilerliyor ve bize geri planda olan biteni görme şansı veriyor.

Oyun Prens Noctus’un Lady Luna ile buluşmak için çıktığı yolda başından geçen olayları konu alıyor. Yol boyunca en yakın üç arkadaşımız ve korumamız ile birlikte seyahat ediyoruz. Ancak bu üç karakterin arkaplan hikayelerini merak ediyorsak da yine oturup internet üzerinden yayınlanmış olan 5 bölümlük brotherhood’u izlememiz gerekiyor.

Oyun açık dünyalı bir yapıya sahip olduğu ve tabii ki özünde bir JRPG olmasından dolayı etrafta gezerken bolca NPC ile karşılaşıyoruz, bunlardan kimisi birinci dereceden olaya dahil olan karakterlerken bazıları ise sadece yan görevler için karşılaştığımız karakterler. Farklı farklı mekanlarda karşılaştığımız bu NPC’lerden bölgeler hakkında bilgi alabiliyor, onlardan ek görevler edinebiliyor, alışveriş yapabiliyor, yemek yiyebiliyoruz. Hatta NPC’lerden ödül avcılığı görevleri alabiliyoruz. Başına ödül konmuş yaratıkları avlayarak, ödül avcılığı seviyemizi arttırıyoruz.

Tabii bütün bunları yaptıktan sonra bitiktirdiğimiz XP’leri karakterlerimizin seviye atlaması için kullanıyoruz. Bunun için ise karavan ya da kamplarda dinlenmemiz gerekiyor. Hazır kamp demişken büyü konusuna gireyim. Büyü yapma işi oyunda biraz zahmetli, kamp alanları etrafından gerekli büyü elementini toplamamız gerekiyor. Daha sonra bu elementleri saf olarak ya da birbirleri ile birleştirerek farklı kuvvetlerde büyüler yapabiliyoruz. Hatta bu büyüleri potionlar içerisine de basabiliyoruz. Basit bir örnek ile healig potion içtiğimiz zaman aynı zamanda bir soğuk patlaması da yapabiliyoruz gibi.

Kamp yapmanın bir diğer sebebi ise aynı zamanda geceleri dışarısı daha da tehlikeli olduğundan dolayı. Bu tehlikeleri atlatmak için de kullanmak zorunda kalıyoruz. Tehlikeli diyorum çünkü ışığı sevmeyen Demon’lar geceleri yollarda kol geziyorlar, oyunun başlarında yeterince kuvvetli değilken onlara kesinlikle bulaşmamanızı tavsiye ediyorum.

Oyundaki ekipman sayısı inanılmaz falza, her bir silah, zırh ve aksesuar her biri birbirinden farklı özellikleri ile karakterlerimizin gücüne güç katıyor. Oyundaki en önemli silahlar ise eski kralların mezarları içerisinde yer alanlar. Bu silahlar çok kuvvetli getiriyor olmalarının yanında saldırırken kendi canımızdan da götürüyorlar. Tahmin edeceğiniz üzere bölgeleri geçtikçe hem oyunun ikayesi ilerleyecek hem de düşmanların gücü, sayısı artacak. Tabii ki tek başlarına o heybetleri ile bekleyen bosslar da yok değil.

Oyunun en can sıkıcı kısımlarından bir tanesi ise zaten yeterince zor olabilen savaşlar esnasında imparatorluk askerlerinin gelip kafamıza üşüşmesi oluyor.

Bu kadar ekipman silah, düşman demişken dövüş sisteminden bahsetmenin vakti geldi. Noctus oyunda bulunan bütün silah ve büyüleri kullanabiliyor. Warp yeteneği sayesinde ise istediğimiz bir düşmana hızlı bir şekidle sıçrayabiliyoruz. Hatta bunu düşmandan düşmana sıçramak, ortamdan uzaklaşmak ya da kombolar yapmak için de kullanabiliyoruz. Ancak tabii ki bir sınırı var o da manamız. Yanımızdaki arkadaşlarımız ise kendi başlarının çağresine kendileri bakıyorlar, ancak yetenek ağacından alacağımız yetenek ile onları da kontrol etme şansı elde edebiliyoruz. Fakat bu yeteneği aktif etmemiş olsak bile halen dövüş esnasında onların özel hareketlerini bizim seçtiğimiz bir hedefe istediğimiz zaman kullanmalarını söyleyebiliyoruz.

Oyunun en epik olaylarından bir tanesi ise kadim yaratıkların yardıma geldikleri zamanlar. Bu anlar açıkçası anlatılmaz yaşanır arkadaşlar. Serinin neredeyse her ana oyununda bu arkadaşları çağırabiliyor ve yardım alabiliyorduk. Ancak bu sefer her birini zorlu savaşlar sonucu ele ettiğimiz bu kadim varklıkları bu sefer öyle her istediğimiz zaman çağıramıyoruz. Aynen düşündüğünüz gibi olay tamamen rastgele gerçekleşiyor, takım kötü durumdayken hop diye gelebiliyorlar, ya da gelmiyorlar. Açıkçası biraz araştırdım sistem nasıl çalışıyor diye ancak net bir cevap da bulamadım. Anladığım kadarıyla kimse de çözememiş durumda. Yani olay rastgele gerçekleşiyor. Summon ikonu ekranda çıktığı gibi düşünmeden basmak gerekiyor özetle. Hani kaçırınca bu fırsatı, bir daha zor görüyoruz o yüzden.

Oyunu bitirmek cidden uzunca vakit alıyor, tabii kendinizi kaptırıp sadece ana hikaye üzerinden ilerlerseniz bu süre biraz daha azalacaktır. Ancak bittiğinde ise daha önce ulaşamadığımız yerlere ulaşmamız da mümkün hale geliyor. Bu da oyunun ana hikayesini bitirdiğimiz halde bize oynamak için bir sebep sunuyor.

Grafikler ve müzikler için ne desem az arkadaşlar gerçekten muazzam kalitede. Zaten merak edip bir de benden FFXV hakkında duymak istemiş ve bu satırlara gelmişseniz öncesinde youtube’da falan görmüş duymuş sunuzdur, çok da ballandırmama gerek yok. Zaten hepsi ortada 🙂

Özetle zaten JRPG seviyorsanız, FF serisine merakınız varsa mutlaka ama mutlaka oynamanızı tavsiye ediyorum. Ha, “yok abi ben japon işi seviyorum ama dövüşler ilgimi çekti” diyorsanız bence yine de bir şans verin derim. Hikayesi, aksiyonu, dolu dolu içeriği ile FF XV kesinlikle oynanmayı hak eden bir oyun.



Sonat Samir

Herşey 1993 senesinde arcade salonunu keşfetmesi ile başladı. Daha sonra eve giren Atari 2600 ile işlerin boyutu çok değişti. Video oyunları artık hayatının vazgeçilmez bir parçası. FRP hobisi ise hayatında ayrı bir öneme sahip.