Army of Two: The Devil’s Cartel PS3 İnceleme Army of Two: The Devil’s Cartel PS3 İnceleme
Son iki senede üst üste iki “Altın Dışkı” (En başarısız şirkete verilen ünlü ödül) ödülünün sahibi olan Electronic Arts, oyunlarındaki kaliteyi belirli bir seviyeye... Army of Two: The Devil’s Cartel PS3 İnceleme

Son iki senede üst üste iki “Altın Dışkı” (En başarısız şirkete verilen ünlü ödül) ödülünün sahibi olan Electronic Arts, oyunlarındaki kaliteyi belirli bir seviyeye çıkarmayı başarmış olsa da satış sonrası hizmetler ve çevrimiçi sistemler konusunda hala sıkıntılar yaşıyor. Bunun en son örneği de herkesin bildiği gibi Simcity ile yaşananlar. Yıllardır bekledikleri oyuna kavuşan oyuncuların “çevrimiçi olma zorunluluğu” nedeniyle uzun süre oynayamadığı Simcity bu aralar düzelmiş olsa da, Electronic Arts’ın bu konuda büyük bir başarısızlık gösterdiği bir gerçek.

Bugün ise, ilk oyunu 2008’de çıkan ve aksiyon türü için getirdiği bir takım yeniliklerle dikkat çeken Army of Two serisinin son oyununa, The Devil’s Cartel’e konuk oluyoruz. Anlatacak çok fazla şey yok aslında, ama bazı noktalara özenle değinmek istiyorum.

Fragtist_army_of_two_1

Baştan söylememiz gereken şey, oyunun “Cehennem Melekleri” vasfı yüklenmiş olması. Bu ne demek? Oyunun yapımcısı Visceral Games seri boyunca aynı düşüncede ki hem bundan önceki iki oyunda, hem de yeni oyunumuzda çok fazla değişiklik getirmiyorlar. Paralı asker olan ve özel bir eğitim sayesinde gerçekten de bir “ordu” kadar güçlü olan karakterlerimiz, genelde politikayla alakalı görevlerde o maceradan bir diğerine atılıyorlar ve bu maceralar sırasında da binlerce düşmanı yok ediyorlar. Bu yüzden oyundan hikâye anlamında fazla bir şey beklemek yanlış olur; zira hem yapımcıların böyle bir derdi yok, hem de oyunun asıl güçlü olmaya çalıştığı kısım “shooter” kısmı. Yine de hikâyeye ufak da olsa bakmak gerekiyor.

Meksika’da geçen hikâye, Meksika’nın neredeyse her köşesinde nüfuz sahibi olan uyuşturucu çetesinin oradaki siyasi lideri kaçırmasını konu alıyor. Oyunun başından sonuna kadar bu görevimiz için uğraşıyor, bitmek bilmeyen düşmanları yok ediyor; çok etkili olmasa da oyunun kendi çapındaki şaşırtma teknikleriyle karşılaşıyoruz. Ama dediğimi tekrarlamam gerekecek, hikâye anlamında etkileyici bir şey yok.

Fragtist_army_of_two_2

Meksika’nın havası bile bir başka!

Eğer oyunu tek başınıza oynayacaksanız, oyun boyunca diğer karakteri yapay zeka yönetecek. Bu durumda da takım arkadaşınıza basit direktifler verebileceksiniz. “Kapıyı kır!” ya da “Beni koru!” gibi basit emirler oyuna çok derin olmasa da oynanış anlamında bir takım artılar getiriyor.

Yapay zekadan bahsetmişken, düşmanlarımızın bu konuda çok net şekilde sınıfta kaldığını belirtmemiz gerekiyor. Oyunun en büyük gücünün shooter bölümü olması gerekirken, neredeyse “aptal” diyebileceğimiz bir yapay zekanın olması etkileyiciliğe dair bir şey bırakmıyor. Yapımcıların oyunu temellendirdiği nokta siper alma durumu. Hem siz, hem de düşmanlarınız sürekli bir şeylerin arkasına geçiyor; ister “kör atış” denilen şekilde isterseniz de kafayı çıkarıp ateş ediyorsunuz. Ancak düşmanlar bu konuda çok başarısız. Nereye siper alırlarsa alsınlar mutlaka vücutlarının bir tarafı dışarıya çıkıyor; muhtemelen fiziksel bir sorun da var burada. Siperlerin büyüklüğü ile düşmanların büyüklüğü arasındaki oran doğru hesaplanmamış gibi geldi bana.

Yapay zekaya dair söylenebilecek bir diğer şey, bazı düşmanlar durup dururken size doğru koşuyor; yanınızda siper alıp takım arkadaşınıza ateş ediyor. Üstelik onların bu “körlüğü” karşısında onları öldürdüğünüzde, normalde düşmanların arkasından sessizce dolaşıp öldürdüğünüzde aldığınız kadar puan alıyorsunuz. Tam bir hayal kırıklığı.