Skydive: Proximity Flight İncelemesi Skydive: Proximity Flight İncelemesi
Uzun zamandır oyun sektörünü takip edenler hatırlayacaktır, eskiden ekstrem sporların oyunları olurdu ve bu oyunlar her sene iyileştirilerek çıkardı. Sonra oyun firmaları paranın formülünü... Skydive: Proximity Flight İncelemesi

Uzun zamandır oyun sektörünü takip edenler hatırlayacaktır, eskiden ekstrem sporların oyunları olurdu ve bu oyunlar her sene iyileştirilerek çıkardı. Sonra oyun firmaları paranın formülünü bulunca bu tür oyunları görmez olduk. Onun yerine her sene birbirine benzeyen oyunlar çıkmaya başladı. Hâlbuki eskiden ne güzel snowboard, su kayağı, kaykay ve bilimum spor oyunu çıkardı. Şimdi spor oyunu deyince aklımıza FIFA ve NBA geliyor.

Oyun sektörünü kurtarmaya daha fazla devam etmeden size çok eğlenceli bir skydiving (hava dalışı) oyunu inceleyeceğim. Oyun, War Thunder’ın da yapımcı firması olan Gaijin Entertainment tarafından yapılmış. Yani ekstrem sporları seviyorsanız tereddüt etmeden alıp oynayabileceğiniz bir oyun. Özellikle benim gibi pek sporla alakası olmayan biriyseniz ve bu tür sporlara hevesiniz varsa, bu tür oyunlar sizi yeterince tatmin etmekte (Alternatif olarak, benim gibi böyle şeyleri yapmaya normalde tırsacak biri de olabilirsiniz tabi! –Ekrem).

Skydive: Proximity Flight’a gelecek olursak, oyun basitçe yüksek bir noktadan atlayıp, havada checkpointlerden geçerken artistik hareketler yapıp, dikkatli bir şekilde yere inmenizden ibaret. Fakat firma oyunu o kadar güzel yapmış ki, gerek kontroller gerekse de ses ve grafiklerle bu heyecanı oyuncuya güzelce yansıtmayı başarmış.

Oyunu üç farklı şekilde oynamanız, yani karakterinizi üç farklı şekilde yönetmeniz mümkün. Bunlardan biri Dualshock’un sol çubuğu, diğeri Sixaxis hareket sensörü ve sonuncusu ise PS Move kontrolcüsü. Oyun iki adet PS Move ile oynanmasını istediğinden ve bende yalnızda bir tane olmasından dolayı maalesef Move ile oynayabilme şansım olmadı fakat Sixaxis’in de oyuna çok uyduğunu söylemeliyim. Hatta sol analog çubukla oynamaktansa Sixaxis sensörü ile oynamak oyunun adrenalini daha da arttırıyor. Karakteriniz, DualShock’un kendisi oluyor ve siz DS’yi hangi tarafa yatırırsanız, o da aynı miktarda o yöne doğru kendini yatırıyor.

Oyunun hem challenge modu hem de yarış modu bulunmakta. Yarış modu, bildiğiniz gibi, parkuru ilk bitiren kazanır şeklinde. Herhangi bir özel durumu yok. Challenge modunda ise oyun size bazı görevler veriyor, siz de bu görevleri tamamlayıp yeni ve daha zor görevleri açmaya çalışıyorsunuz. Örnek verecek olursak; üç kere üst üste sola doğru dönmek veya belirtilen mesafenin fazlasını kat etmek. Böyle anlatıldığı zaman çok da heyecan verici gelmiyor değil mi? Emin olun oynadığınız zaman ne kadar heyecan verdiğini ve adrenalinizin yükseldiğini fark edeceksiniz.

Yarış sayısının az olması her ne kadar üzücü olsa da challenge modunun fazla olması da bir hayli iyi. Fakat yine de yarış sayısının fazla olmasını isterdim. Eklemek isteyeceğim bir diğer şey ise dalışı tamamladıktan sonra kayıt edip sonradan izleme imkanımız olmasına rağmen sosyal ağlarda paylaşamıyor olmak. Ben olsaydım, oynanışı sadece konsola kaydetmekle kalmam, sosyal ağlarla paylaşma desteği de getirirdim, hem böylece ekstrem spor oyunları sevenlere daha rahat ulaşır ve böyle bir oyun olduğunu daha hızlı bir şekilde duyurmuş olurdum.

Oyunda karakterini değiştirmeniz de mümkün. Daha hızlı karaktere sahip olmak için yapmanız gereken bazı ufak görevler bulunmakta. Bu görevleri yaptığınız takdirde daha hızlı ve daha kolay hareketler yapabilen karakterleri yönetmeniz mümkün.

Oyunda eksiklerin olmaması, oyunu sanırım kendi türünde gayet başarılı yapar. Her ne kadar grafikleri çok iyi olmasa da sesler sizi o havaya sokuyor. Özellikle fazla puan toplamak için zemine yakın süzüldüğünüzde çıkan ses beni çok heyecanlandırıyor ve adrenalin hormonumun salgılanmasına sebep oluyor ve bu da beni oyuna daha çok çekiyor. Eminim ki, oynadığınız zaman, sizi de kendine çekecektir.

Eğer arkadaşınızda da bu oyun varsa sürenizi ve hızınızı kendisiyle kıyaslamanız da mümkün. Bu da güzel bir rekabet ortamı yaratıp birinci olana kadar oyunu oynamanızı sağlayacaktır. Yazının başında da belirttiğim gibi, bu tür spor oyunlarını uzun süredir görmediğimizden dolayı Skydive ilaç gibi geldi. Eski spor oyunlarını hatırlattı ve sektörün nasıl değiştiğini yüzüme vurdu bu oyun. Umarım ilerleyen senelerde bu tür spor oyunlarını görürüz. Yoksa spor oyunu dediğimizde aklımıza sadece FIFA ve NBA gelecek. (Mesajımı da verdim, rahatım :))