Assassin’s Creed Valhalla’yı Almaya Değer mi? Assassin’s Creed Valhalla’yı Almaya Değer mi?
Valhalla için 'bu oyun serinin AC II'ye en yakın kalitede hikaye anlatıma sahip, karakterleri dolu dolu.' desek dikkatinizi çeker mi? Assassin’s Creed Valhalla’yı Almaya Değer mi?

Şimdi bir durun hemen öyle dudak bükmeyin. Eski Assassin’s Creed’leri daha çok seviyor ve serinin yenilenen hali ile bir türlü barışamıyor olabilirsiniz ama Valhalla için ‘bu oyun serinin en iyisi olan AC II’ye en yakın kalitede hikaye anlatıma sahip, karakterleri dolu dolu.’ desek dikkatinizi çeker mi? Tabii ki size burada bi Ezio vaat etmiyoruz ama kaliteli bir AC vaat ediyoruz. Ayrıca bu bir inceleme değil, ancak incelememizi merak ediyorsanuz buradan erişebilirsiniz.

Bu yazımızda Valhalla’yı önceki AC oyunlarından ayıran, onu Origin ve Odyssey’den farklı kılan ne var bunlara kısaca değinmek istedik. Alıp almama konusunda tabii ki son karar yine sizin, ama isterseniz bizi şöyle kısaca bir dinleyin.

Açık dünya ama daha rafine!

Origins ve Oddyssey’in sunduğu kocaman dünya haritasında bir oradan bir buraya savrulmayı sevmediyseniz bu konudaki fikrinizi kökten değiştiremeyiz belki ama en azından daha derli toplu bir açık dünyaya sahip olduğunu rahatlıkla söylüyoruz. Sizi, ana görevler ve yan görevler için bir o yana bir bu yana koşturken arada geçen o uzun süre ortadan kaldırılmış, haliyle de daha rafine bir açık dünya oynanışı ortaya koyulmuş.

Bu açık dünya formülünün daha iyi çalışmasına sebep olan ve bize ‘daha rafine olmuş’ dedirten sebeplerden bir diğeri ise yan görevler oldu. İnanın Odyssey’i severek oynamış olsak da o anlamsız, içerikten ve kopuk yan görevler bir noktadan sonra bize bile ‘eh!’ dedirtmeyi başarmıştı. Kabul ediyoruz her ne kadar yüzde yüz arındırılmış olmasalar da Valhalla’da yer alan yan görevler ve dolaşırken karşılaştığınız olaylar daha eğlenceli, daha ilginç ve anlamlı hale getirilmiş, halile de bir bir noktadan diğerine giderken kendinizi boşluğa düşmüş gibi hissetmiyor ve ben bu oyunda neden bu kadar boş geziyorum demiyoruz.

Bizce dövüş sistemi daha iyi, hem bakın özlediğimiz o eski dostlar da geri döndüler!

Dövüş sistemi konusunda düşünceleriniz ne bilmiyoruz ama Origins ile başlayıp Odyssey ile gelişen ve Valhalla’da daha da güzelleşen bir dövüş sistemi var. Yani, bir de iki elimizde iki kalkan dövüşebildiğimiz bir oyundan bahsediyoruz, kaç oyunda bunu yapabildik ki? 🙂

Evet, biz de sizler gibi AC oynarken o kapşonu kafamızda, hidden blade’i de bileğimizde takıp suikastçilik oynama özlemini yaşıyorduk. Son iki oyunda maalesef yoktu ancak bu sever Valhalla ile bu tadı tekrar yakaladık diyebilirim. Üstelik sadece kapişon ve hidden blade değil geriye dönen, kalabalığın arasına karışma ve eagle eye sistemi de Valhalla ile geri gelmiş durumda. Vittoria agli assassini! 

Biraz RPG ögesi olmadan olmaz!

Artık neredeyse her oyunda karışımıza çıkan RPG ögeleri içerme durumu Valhalla’da da devam ediyor, ancak Valhalla’da bu sistem oldukça sade şekilde kullanılıyor. Özellikle de adım attığımız her yerde yeni bir loot ile karşılaşmıyor olmamız eşyalar konusunu o kadar anlamlı bir hale gelmişki. Oyunda item sayısı azaltılmış, yerine de itemları geliştirme sistemi geliştirilmiş.

Geliştirmekten kastımız sadece seviyesini yükseltmek değil! Üzerlerine farklı rune’lar takarak daha da özelleştirmekten bahsediyoruz. Her beş dakikada bir yeni düşen ekipmana geçmekten ziyade eldekini geliştirerek ilerlemek daha doyurucu bir hissiyat veriyor. Üstelik her birinin yetenek ağacı üzerinden aldığımız bonuslar ile eşleşiyor olması mis gibi istediğiniz kıvamda Viking karakteri yapma şansı sunuyor.

Oyundaki yetenek sistemi ise yine benzer mantıkta çalışıyor. Seviye atladıkça yetenek ağacındaki özelliklere puan vererek pasif bonuslar alıyor ve sonlarındaki becerileri açabiliyoruz. Yakın dövüş, gizlilik, okçuluk gibi ayrımlar da söz konusu. Bunlara ek olarak ise açık dünyada dolaşırken bulduğumuz kitaplar sayesinde ekstra yeteneklere erişiyoruz, bu yetenekler kullanırken stamina harcıyor fakat kullanınca hakkını veriyor.

Yep yeni bir özellik, yerleşke sistemi!

AC oyunları arasındaki en büyük yeniliğe gelelim o da yerleşke sistemi tabii ki. Sadece bulunsun, çeşit olsun, zengin göstersin diye eklenmemiş ve anlamı olan bir yenilik olarak karşımıza çıktı. Yerleşkemiz içerisinde bir çok şey kurabiliyoruz, bunları ihtiyacımıza göre istediğimiz sıra ile kurma şansına da sahibiz, tabii oyun sizi gerektiği takdirde yönlendiriyor da.

Demircisinden ahırına, barakasından ticaret noktasına, balıkçısından gemi tersanesine ve hatta dövmecisine kadar bir klanın yaşamak için ihtiyaç duyacağı bir çok gerekli yeri kuruyor ve evim diyeceği bir yerleşke haline getiriyoruz. Çok karışık değil, çok derin değil ancak olması gerektiği gibi. Raiding yani yağma konusuna gelecek olurak sanıyorum ki burada çok fazla şey söylememize gerek yok, oyunun çekirdek mekaniklerinden bir tanesi ve bir Viking oyunundan beklediğiniz yegane özellik.

Bir Viking’in dili baltası kadar keskin olmalı!

Valhalla’da küçük eğlenceler de yer alıyor. En bilindik olanı aşık atışması diyebileceğimiz oyun, en kafiyeli ve en acımasız şekilde rakibimize laf sokmaya çalıştığımız bu oyun da bolca para kazanabilirsiniz. Bunun dışında özel zarlar ile oynanan bir strateji oyunu ve tabii ki içme yarışması yer da alıyor. En kısa sürede en fazlasını ve tabii ki dökmeden içmeniz gerekiyor! Eh Viking olmak bunu gerektirir!

Tanıdık yüzler!

Sanıyorum ki bu oyun ile ilgilenen herkes en azından Ragnar ve oğullarını biliyordur, en azından Viking dizisini izlemiştir diye düşünüyoruz oradan hatırlalar. Tabii ki oradaki yüzleri beklemeyin ama Ragnar’ın oğulları ile tanışmaya da hazır olun diyoruz.

Hadi şu saydıklarımı bir kenara bırakın. Açıkçası biz uzun zamandır şöyle aksiyonu bol, hikayesi güzel ilerleyen bir Viking oyunu bekliyorduk zaten. Assassin’s Creed ile birleşerek gelmiş olası bizim için işi daha da keyifli hale getirdi. O dönemin, o insanların birbirleri ile olan ilişkileri, dostlukları, acımasızlıkları ve hatta kafa yapılarını oldukça iyi yansıttığını düşünüyoruz. Oyun aynı zamanda çevre görselliği olarak da göz kamaştırıcı. Şu alevlerin efektlerini de bi adam etseler çok güzel olacak 🙂

AC Valhalla övme yazımızı bitirmeden önce oyunun çıkışından bu yana gelen yamalar ile teknik açıdan da kendisini iyice toparladığını dile getirelim. Eivor’un hikayesi Norveç’in bolca kar ve dağlı ortamlarında başlıyor ve Saksonlara, onların mekanında yani İngiltere’nin ağırlıkla renkli ve bahar kokulu topraklarında baltasını tattırarak ilerliyor.

Sıkılmadan oynayacağınızı düşündüğümüz Assassin’s Creed Valhalla sırf bu saydığımız sebepler yüzünden bile almaya değer diye düşünüyoruz.



Sonat Samir

Herşey 1993 senesinde arcade salonunu keşfetmesi ile başladı. Daha sonra eve giren Atari 2600 ile işlerin boyutu çok değişti. Video oyunları artık hayatının vazgeçilmez bir parçası. FRP hobisi ise hayatında ayrı bir öneme sahip.