Kategoriler

İtin, kopuğun pirisin! Skulls and Bones İncelemesi

İtin, kopuğun pirisin! Skulls and Bones İncelemesi

Serdar Demirgil, Ubisoft‘un Skull and Bones oyununu inceledi. İşte Serdar’ın izlenimleri…

İyi seyirler.

‘Skulls & Bones hakkında çok şey söylendi ama burada anlattıklarımız oyunun hakkını veriyor.

Öncelikle bu oyunu anlamak için uzun bir süre oynamalısınız. Çünkü oyun oynadıkça açılıyor. Öyle 20 saatten az oynayanların ilk izlenimlerine kanmayın. Oyun, geminiz level 6’ya geldikten sonra ancak başlıyor ki bu en az 10 oyun saati demek. İncelemeyi seyrederken şunlar aklınızın bir köşesinde kalsın: Bir: Bu bir servis oyunu. Yani sezonlarla güncellenecek. İki: Tek başınıza oynamak istiyorsanız bir yerden sonra çok patinaj çekeceksiniz.

Skull and Bones sizi kuru kafa bayrağı altında ganimet ve macera arayışına çağırıyor, ancak geminizin güvertesini sık sık tekrarlanan işlerle temizlemeye hazır olun. Oyunda yerleşim yerlerine çıkıp satıcılarla konuşabilir ve define sandıklarını toplayabilirsiniz, ancak bu oyunda maalesef kılıç düelloları ve bar kavgaları yok. Açık deniz sizin birincil oyun alanınız ve siz de yüzen kalenizin kaptanısınız.

Yani bir aslında gemisiniz.

Geminizle bol bol savaşıyorsunuz ve bu gerçekten çok eğlenceli mekaniklerle sunulmuş. Oyunu modern bir Sid Meier’s Pirates! gibi düşünebilirsiniz. Ama Black Flag ile karada da savaşmanın keyfine varan oyuncular bu oyunda büyük hayal kırıklığına uğrarlar. Açıkçası bu oyun onlara göre değil. Bu bir servis oyunu ve daha basit bir cep telefonu oyunu mantığıyla üretilmiş. Skulls & Bones, tüm servis oyunlarında olduğu gibi oyuna daha fazla zaman yatırmanızı istiyor ve sizi arkadaşlarınızla oynamanız konusunda teşvik ediyor. Ama 20 kişilik sunucularda kendinize bir arkadaş bulsanız bile herkesin takvimi farklı olduğundan ve oyun sizi aynı yere yönlendirmediğinden dolayı uzun süreli ortaklıklar kuramıyorsunuz.

Oyunun ana gücü deniz savaşlarında yatıyor. Özellikle end game’e geldiğinizde tehlike daha da arttığından işler çok kaotik bir hal alabiliyor. Geminize manevra yaptırırken, toplar, torpidolar, füzeler, havanlar ve dev tatar yaylarını kullanmak bir yandan düşman konumları ve cooldownlara göre strateji geliştirmek bir yandan olunca işler biraz karıştırıyor. Ayrıca tüm bunları öğrenmeden önce uzun bir alışma süreci sizi bekliyor.

Oyun, özellikle crafting ve kaynak toplama konusunda tamamen grinding’e dayanıyor. Geminizi yükseltmek, genellikle sadece kendini tekrarlayan görevlerle elde edilen malzemeleri gerektiren sonsuz bir iş gibi geliyor. Sadece biraz daha güçlü bir top kullanabilmek için sonsuz tahta ve metal kasası taşımayı hayal edin. Sabır en değerli hazineniz haline geliyor.

Durmadan görevler alıp bunlar arasında koşuştururken işin içerisinde bir de karaborsa ve burada yaptığınız ticaret giriyor. Buradan parayla satılan oyun için altını kasabiliyorsunuz. Ama oldukça zahmetli ve riskli bir iş olduğunu söylemeliyim.

Oyunun sonuna geldiğinizde ise PvPvE kurgusundaki etkinliklerle ilerleyebiliyorsunuz. Bunlar oldukça stresli etkinlikler oluyor ama başarabilirseniz tatminkar ödüller alıyorsunuz. Yinede yolculukla geçen uzun süreler bu oyunun en büyük sorunu diyebilirim. Yani bir gireyim çıkayım, stres atayım oyunu arıyorsanız o oyun bu değil.

Hazine mi Çöp mü?

Öyleyse, Skull and Bones için denize açılmalı mısınız? Yoğun gemi savaşları arzulayan ve zorlu bir yolculuk için sabrı olan biriyseniz, burası sizin limanınız olabilir. Ancak daha derin, daha çeşitli bir korsan deneyimi arıyorsanız, kendinizi sürüklenmiş hissedebilirsiniz. Sonuç olarak, potansiyeli olan bir oyun, ancak tekrarlayan mekanikler ve kara savaşı olmaması insanın canını sıkıyor. Bunu gerçek bir korsan macerası değil, gerçek gemi meraklıları için bir niş oyun olarak düşünün. O zaman daha kolay karar verebilirsiniz.’

Prince of Persia: The Lost Crown İncelemesi

Görüntülenmeler:
703
İlgili Kategoriler
Oyun İnceleme · Video
Social Media Auto Publish Powered By : XYZScripts.com